Fırtınalı düşler denizinde varlığın hiçliğe karışıp gittiği bir yerdeyiz yürümeye devam ediyoruz.
Dalgalar biraz sarssa da daha güçlü tutunuyoruz hayata.
Duruyoruz ve etrafımızı seyre dalıyoruz.
Mavinin yeşile karışıp gittiği doğanın tam ortasında hayatı sorguluyoruz.
Jose Mauro De Vasconcelos ne güzel demiş;
“Hepimiz büyüktük.Küçük küçük parçalarla,aynı üzüntüden payını alan büyük ve üzgün kişiler.”
Kaybolan umutlarımızın yeniden yeşerdiğini görebiliyoruz etrafımıza baktığımızda.
Tek bir nefesle canlanan ruhumuza adete bir hediye gibi yeniden yeşeren umutlar.
Tebessüm ediyoruz hayata…
İçinde bir yerlerde verdiğin savaştan galip geldiğini hissediyorsun evet zafer senin.
Sen herşeye rağmen yürüdüğün yolda içsel hesaplaşmalarına yenik düşmedin.
Yürüdün uzun uzun yeri geldi koştun, yeri geldi yoruldun düştün, ama en önemlisi kalkmayı bilebildin, tutunduğun o umut zinciri sana kendinin ne kadar değerli olduğunu hatırlattı.
Yolun sonuna doğru yaklaştığında oldukça tepede doğanın içinde saklı kalmış bir gölet ve köprüyle karşılaştın,tuttuğun umut zinciri seni bu noktaya ulaştırdı.

Durdun ve gördüğün ilk banka oturdun karşında yemyeşil doğanın verdiği huzur, çam ağaçlarının yaydığı kokunun ciğerlerine dolduğunu hissediyorsun için huzurla kaplanıyor o yeşil enerjinin damarlarında dolaştığını hissediyorsun.
Bir pencere beliriveriyor karşında şaşkınlıkla izliyorsun ekrandan yansıyan görüntünü.
Geçmişin bir film şeridi gibi ekranda beliriveriyor ekranda yansıyan kendine hayretle bakıyorsun.
Kimi zaman mutlu güleç bir anın, kimi zaman hüzünlü ağlayan bir sen görüyorsun, an geliyor arkadaşlarınla bir masada görüyorsun kendini, yanlızken bir sen beliriveriyor şimdi ekranda ve kalabalıkta bir sen…
Anlıyorsun ne yapman gerektiğini.
Yavaş yavaş siliniyor ekranda ki yansıman.
İçinde var olan güçlü senin farkına varıyorsun,olaylara yaklaşımını görüyorsun,değersiz hissettiğin zaman da yaşadıklarını.

Rahatlıyorsun…
Olman gerektiği haline dönmeye başlıyorsun.
Sancılı günlerin son bulduğunu anlıyorsun.
İçsel hesaplaşmaların sonuna geliyorsun.
Tüm bunların sonunda yeni bir sen oluşuyor adeta.
Son bir kez etrafına bakıyorsun herşeye rağmen enerjiyle yüklenen bedenine saygı duymaya başlıyorsun,yolun sonu değil henüz.
Kendine inanmayı seçtiğin için sevinebilirsin.
Ayağa kalkıyorsun yavaşca yürümeye başlıyorsun.
Sen yürürken tüm olumsuzluklar geride bıraktığın gölete hapsolmuş durumda.
Yürürken ayak bileklerine değen çimler,kuşların cıvıltısı doğanın eşsiz manzarası, gün batımıyla birlikte yavaş yavaş geride kalıyor.
Huzurlusun; hemde hiç olmadığı kadar.
Teşekkür ediyorsun yaşadığın tüm güzellikler için hayata.
Ve tutunduğun umut zinciriyle yoluna devam ediyorsun.
Sözlerimi Nuri Pakdil’in şu sözleriyle noktlamak istiyorum.
“Umut diyordu,umut hiç eksilmiyor bende : bu kırık telleri ses verdikçe,insan, bu sesin kendi sesi olması gerektiğini anlayacak sonunda.”

