Yaşamak

Ocak 11, 2023
Kübra
Bu yazıyı yazarken arka planda Evgeny Grinko-Valse çalıyordu.

Yaşamın süre gelen bir yorgunluğu var zaman zaman hepimizi ziyaret eder içimizdeki güçlü ve güçsüzün,merhametli ve merhametsizin savaşlarını görürüz. Kimilerimiz bu ziyaretlerin üstesinden gelirken kimilerimiz bu davetsiz misafir karşısında bocalar.Kazananda kaybeden de siz olursunuz.İçsel hesaplaşmalar…

“Hiç birşey yapmadan da yorulabiliyor insan;düşündükleri ağır geliyor mesela” demiş Octavia Paz.
“Huzura ihtiyacım var.Beni rahatsız etmemeleri karşılığında bütün dünyayı bir kuruşa satarım.”Demiş Dostoyevski.

Zamansız gelen güzellikler hepimiz ne çok severiz öyle değil mi ?
Peki ya zamansız gelen acılar geri dönüşü olmayanlar ? İsyan ederiz belki de hiç yaşamamış olmayı dileriz ağlar sızlar yakınırız.

Doğuyoruz, emekliyoruz hayata ilk adımlarımızı atıyoruz.Anlamak gerek içinde bulunduğumuz hayatı.Algılarımız açık benliğimiz şekilleniyor.Büyüyorsun farkına varıyorsun.Olmayan bir eşyanın kaybolmasının verdiği buruk bir hüznün duygusunu tatıyormuşsun gibi.
Hayatta kurallar böyle, günler geçiyor tökezleyip düşe kalka yol alıyorsun sonu gelmez bir yolculuğa çıkıyorsun uçsuz bucaksız.İçinde bulunduğun bir gemi sonsuz maviliğin girdabında sürükleniyor.
Geriye dönüp baktığında gördüğün o manzara senin geçmişin aslında aldığın yaralar, belki de sevinç, mutluluk hepsi tek bir manzaranın sisli dumanını andırıyor sanki kaybolmaya yüz tutmuş anı kesitleri alacakaranlığa meydan okurcasına daha yoğun bir şekilde tutuyor ben buradayım der gibi.
Savrulmuşsun olabildiğince yaptıklarınla ve yapamadıklarınla hâla da savruluyorsun çünkü savaşın bitmedi.
Yaşıyorsun…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir