Evren hakkında oluşturulan bu yazıyı okurken dinlemenizi tavsiye ettiğim parça, Faster Than Light/Paradox Interactive.
Belgesel izlemekten hoşlanan ve birçoğunun büyük ilgi ile takip ettiği Cosmos,İngilizce’de evren anlamına gelmektedir.Uzayda bulunan ve hemen hemen bilinen tüm madde ve enerji formlarının da genel adıdır.
Neil deGrasse Tyson’ın sunmuş olduğu Kozmos: Bir Uzay Serüveni isimli belgesel, 181 ülkede gösterime girmiş ve Ann Druyan’a Emmy ve Peabody ödülleri dahil birçok ödül kazandırmıştır.
Sizlere şimdi kısa bir hikayeden bahsedeceğim.
1970’li yıllarda bilime meraklı bir ögrenci yükseköğrenimini astronomi alanında yapmak ister.Dönemin bu alandaki en ünlü bilim insanlarından biri olan Carl Sagan’a mektup yazar.Sagan, bu genç adamı çalıştığı yeri görmesi için davette bulunur ve 20 Aralık 1975 günü buluşurlar. Sagan,oldukça popüler ve yoğun bir insan olmasına rağmen yine de çalıştığı ortamı gezdirir ve ona, çeşitli konular hakkında tartışabilecek kadar zaman ayırır.Günün bitiminde genç adamı evine döneceği otobüse binebilmesi için durağa bırakır.O gün şiddetli bir kar fırtınası vardır. Çocuğu uyarmayı da ihmal etmez: “Eve dönmekte sorun yaşarsan beni ara gelip seni alayım,akşam yemek yeyip bizde kalabilirsin der.”Genç, bir yandan Carl Sagan’ın bilime bakışını hayranlıkla izlerken bir yandan da alçak gönüllülüğüne şaşırır ve Sagan’ın yolundan gitmeye karar verir. Sonunda da başarılı bir astrofizikçi olur.
9 Mart 2014’de National Geographic ile Fox kanalında gösterilmeye başlanan Cosmos, ilk bölümde Carl sagan anılırken yeni bir sunucu ile karşılaşıyoruz.

Neil deGrasse Tyson…
Yazının başında anlattığımız hikâyedeki bilime meraklı çocuk…
1975 yılında yapılan görüşmenin ardından onun izinden gitmeye karar vermişti.Bu belgeselden ilham alınarak “Contact-Mesaj” adında bir bilim kurgu filmi de çekilmiştir.
Gözümüzde retinanın en duyarlı kesimi, görüş alanının tam merkezinde değildir. Bakışınızı hafif yana kaydırarak gökte hayal meyal yıldızlar ve başka cisimler görebilirsiniz. (Evrenin Ve Yaşamın Sırları)
Evrende meydana gelen olayların tek düzen olmayışı ve sürekli değişken oluşu, insanoğlunun merakını daha da cezbetmiştir.
Bilinmeyeni öğrenmek insanı sevindirdiği gibi, bilginin hayatta kalabilmenin de ön koşulu olduğu anlaşılmıştır.
“Bilinende sınır vardır, bilinmeyende sınır yoktur. İnsan aklı anlaşılmazlığın derin okyanusunda barınacak bir ada sağlar. Her kuşağa düşen iş, bu okyanustaki adaya biraz daha toprak katarak büyütmektir.” (Huxley)
Carl Sagan, evrenin eşsiz büyüklüğü ile binlerce dünya dışı uygarlığa ev sahipliği yapabileceğini, bunun mümkün olduğunu ancak böyle bir uygarlığın Dünya’ya uğramış olabileceği konusunda hiçbir kanıt bulunmadığını savunmuştur.
Evrenin bu karmaşık işleyişini bu kitap ve kitapla tamamen aynı giden belgesel; size bir rehber niteliğinde, fersah fersah yol gösteriyor adeta.Konu skalası oldukça geniş olup, merak uyandıracak ilginç içeriklere sahip.
İçinde elmalı kek tarifi bile var.
Bu bir şaka değil, gerçeğin ta kendisi.Elmalı kek için ne tür malzemelere ihtiyaç duyarız?
Bir miktar un, birkaç adet elma,yağ ve fırın ısısı, kabartma tozu olarak sıralayabiliriz…
Kekimizin içindekiler moleküllerden oluşmuştur.Bu moleküller ise atamlordan meydana gelmiştir.Karbon,hidrojen,oksijen gibi.Peki bu atomlar nereden geliyor?
Hidrojen dışında,hepsinin yıldızlardan imal edildiğini biliyoruz.Kısacası bir yıldız, hidrojen atomlarının daha ağır atomlara dönüştürüldüğü kozmik bir mutfaktır.
Elmalı kek ile başlayan serüvenimiz yıldızlara kadar gitti ve biz bunu evimizde ki mutfağa benzettik.Biraz önce elmalı kek yaptık değil mi ?
Aslında biz elmalı kek yapmadık, sadece birleştirdik.
Cosmos’da bahsedilen: Eğer elmalı bir keki sıfırdan yapmak isterseniz, her şeyden önce evreni icat etmeniz gerekir.Görmek inanmak demek değildir.Duyularımız bizleri yanıltabilir.Yıldızlar dahil göründükleri gibi değildir aslında.Gezegenler ve yıldızlar; doğar, yaşar ve ölür.
1802 yılında Gökbilimci William Herschel,oğlu John ile birlikte İngiliz kıyılarında yürürken konuşuyorlardı.Herschel,kozmik okyonusun derin sularını gören ilk kişiydi.
Işığın zamanla beraber yapmış olduğu bir oyuna şahit oldu.Her yıldız güneşimiz kadar büyük ve parlak bir güneştir.Yıldızların ışığı herşeyden hızlı hareket eder ama bu hız sınırsız değildir.
Işıkların bize ulaşması zaman alır.
En yakınları için yıllar,diğerleri için yüzyıllar söz konusudur.
Bazı yıldızlar o kadar uzaktırlar ki ışıklarının dünyaya ulaşması çağlar sürer.Bazıları ise ışıkları bize ulaşana kadar ölmüş olurlar.
William Herschel,teleskobun bir zaman makinası olduğunu anlayan ilk kişiydi.
Uzaya bakarken geçmişi görmemiz kaçınılmazdır.Mesela Dünya’dan bakıldığında Dünyadan bakıldığında güneşin 8 dakika önceki halini görürüz.
DNA’mızdaki nitrojen, dişlerimizdeki kalsiyum, kanımızdaki demir, elmalı turtamızdaki karbon, çöken yıldızların içlerinde yapıldı. Bizler, yıldızların malzemesinden yapıldık.(Carl Sagan)

Bugünü anlamak için geçmişi bilmeniz gerekir…
