Öncelikle önerdiğim parçayı metni okurken dinlemenizi tavsiye ederim.
Grieg ~ Peer Gynt Death Of Ase
Gün bir daha tekrarlanmamak üzere sona eriyor…
Yaz akşamlarının son demlerinde esen rüzgar, kurtarıcımız olmuş diyebilirim.
Ben ise gönlümce yazabilmek için çekiliyorum hayattan bir süreliğine…
“Yazarken kitapları bir yana bırakır, aklımdan çıkarırım; kendi gidişimi aksatırlar diye.” bahsetmiş Montaigne.
Zihnimde kelimelerin sarhoşluğu bir yana dursun, bir bütün hâline gelemeyişinin mânasını hâlen anlamış değilim.
Sisli düşler denizinin varoluşsal sancıları gün yüzüne çıkıyor…
İçinde verdiğin savaşların kaçıncısıdır bu bilmem…
Zaten bildiğim aklımı yitirmeme sebep olacaksa,bilmemek daha iyi değil midir ?
Elbette.
Aslında hayat dediğimiz; doğumdan ölüme kadar geçen bu zamanı kapsayan, yer yer sancıları hepimizin kıyılarına vuran birer coşkun dalga gibidirler…
Varoluşsal sancılarla boğuşmayı bir tahta üzerinde sörf yapmaya benzetiyorum.
O halde iyi bir sörfçü dalgalar karşısında ne yapacağını bilir, unutmamak gerekir ki bizler kendi hayatlarımızın en iyi sörfçüleriyiz.
Yaşam bize sunulan her türden acı tatlı yemeklerin olduğu bir masaysa şayet, acıyı mı seçerdiniz, tatlıyı mı ?
Oldum olası acıyı sevemedim aramız pek iyi değil anlayacağınız; ama tatlı öyle midir pek bir severim.
Vivit, et est vitae nescius ipse suae (Ovidius)
Yaşıyor ama, bilmiyor yaşadığını.
Hayatta neyi seçebileceğini daha doğrusu ona neyin iyi geleceğini seçebilmeli insan…
Ne mutludur ki bunu yapabilene.
Şöyle düşün ateşte yeşerir mi,
bir insan ?
Yeşerebiliyormuş evet düşününce anladım.
Her konuda en çok kendimi incelerim.Benim metafiziğimde budur,fiziğimde.
Hayattan aldığım ve alacağım her şey için,beni büyüten ve olgunlaştıran şeyler adına; bugün olduğum noktada emin adımlarla yürüdüğüm için hayata sonsuz teşekkür borçluyum.
