Ayraç

Temmuz 21, 2024
Kübra

Dinlendirici müziğimiz eşliğinde yeni bir yazı ile buradayım.

Uzakların Fısıltısı / Serhat Erdem

Zaman köprüsünden geçerken ne çok şey öğreniyor insan; hayattan… Zaman denilen köprüye varmadan, geçtiğin tüm o engebeli yollar, sisli vadiler senin aslında yeniden doğumuna gebe…

Yeniden doğum demişken, insan hayatında kaç kez yeniden doğar?
Bir mi, iki mi yoksa üç mü?
Herkesin böyle bir şansı olmayabilir elbette. Reankarnasyona inanmıyorsa tabii. Öyleyse var olanı en iyi derecede kullanmak gerek. Yeniden doğuşların kaçında anlam buldu benliğiniz? Öylesine gelişi güzel miydi, yoksa?

Yeni doğan bebeklerin acı acı ağladığı derinlerde bir yerde, kalbimizin kilerinde benliğimizin dahi bilmediği ya da bilmeyi istemediği yıkık birer anılar köprüsü taşıyoruz hepimiz. Ezelden ebede…

Hadi öyleyse sen de dön bir bak gönül kilerine. Neler görüyorsun, bahset biraz…

Belki birine karşı duyulan derin bir sitem, hayal kırıklığı ya da özlem; belki de gurbet adı hep değişiyor yerine göre.

Senin gönül kilerin dolmuş, taşıyor; belli ki dolduracak ne yerin kalmış ne de yüreğin…

Niye üsteliyorsun bildiğin hâlde? Bunca çaba niye? Neden dönüp ayrıştırmıyorsun? İyiyi ve kötüyü. Sen sanıyorsun ki, beklettiğin müddet seninle gizli kalacak acıların.

Hayır!

Onlar, denizde birer kum birikintisi gibidirler; ya bir dalgaya karışıp giderler ya da zamana.

Biz insanoğlu, canımızı yakan durumları her zaman gizlemekte büyük bir ustalıkla ilerledik. Dışımız gülerken belki içimiz kan ağladı; şakaya vurduk, güldük ve geçtik sonrasını bilmeden.

Bunun yanında bir de haklı olup haksızlığa uğradıysan, vah haline sevgili okur. Taş yerinde ağırdır da, ee burası da Dünya demiştik değil mi? Düşe kalka öğrendik, diğer bir deyişle öğrenmek zorunda kaldık.

Kurtulmak, kaçmak, derin bir nefes almak ister her insan; çam ağaçlarından salınan, ciğerlerimize hükmeden eşsiz kokusu eşliğinde…

İnsan her yerden kaçsa bile kendinden kaçıp kurtulamıyor. Haliyle, kaçmak kimilerine göre bir çıkış yolu olsa bile, bence kabullenmek daha doğru bir yaklaşım diye düşünüyorum.

Sizde vardır mutlaka kabullenmekte zorlandığınız şeyler. Unutmayalım ki hayatta her şeyin mümkün olabildiğini öğrendiğinizde, hayata farklı birer pencereden bakmaya başlıyorsunuz…

Kimi insana göre bu olgunluk, büyümek ve benzeri şekilde tanımlanabilir. Geçmiş tecrübelerimizi değerlendirirken geleceğe de ayna tutuyoruz bir nevi.

İşte tam burada geçmiş ile gelecek perdesi aralandığında bir ayraç sıkıştırıveriyoruz araya acele ile. Hayatımızı daha anlamlı kılmak için. Benliğimizi ne kadar tanırsak, zamanın ince çizgisinde daha güçlü adımlar atabiliriz.

Zaman köprüsünde ilerledikçe kendimizi yeniden değerlendirme ihtiyacı duyarız. Hayatın akışında sürüklenmemek için. Bundan dolayı, zaman zaman belirli duraklarda durup aynaya bakmalı ve ayraçlarımızı doğru yerleştirmeliyiz.

Yaşam yolculuğumuzda “ayraç” olarak kullandığımız bu anlar, bizi olması gereken yere götürür. Odaklanmamızı sağlar. Bizlere rehberlik eder. Yeteri kadar zorlu bu hayat macerasında sevgiyi gerçek kılan şey ise mücadelelerdir. Sevdiklerini kadere bırakamazsın. Sayfaları çevirmeyi unuttuğun vakit, “ayraç” olarak kullandığımız anılar bizleri olması gerektiği yere götürecektir. Kim bilir, belki bir gün ağaç misali kırıldığın yerden meyve verirsin.

Unutmamak gerek ki,

“Geçmiş,geleceğin öğretmenidir.”

 

 

İstanbul-Türkiye/Temmuz 2024

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir